Gürkan Özsoy

Tamamen Kişisel


Seçim Sonuçları ve CHP


Seçim Sonuçları ve CHP

Ülkemiz bir genel seçimden daha kazasız, belasız çıktı. Yaşanan bazı üzücü hadiseler yüzünden moralimiz bozulsa da, yurt genelinde büyük çapta bir sorun yaşanmadı. Sonuçlara göre 12.Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin kazananı oldu. Kendisini ve partisini tebrik ediyoruz. Fakat bu başarı, Tayyip Erdoğan'ı şımartmamalı diye de hemen eklemek istiyorum. Çünkü %52 ile seçilmiş olsa da, ucu ucuna barajı geçti. Hala Türkiye'de ona ve partisine mesafeli duran, Erdoğan'ın ve partisinin 16 senedir kazanamadığı bir halk kitlesi var. Bu kitle Türkiye'nin; üreten, okuyan, düşünen, maharet ve meslek sahibi olan önemli bir kesimi. Bu açıdan bakıldığında Erdoğan'ı başarılı bulmadığımı söylemeliyim. Çünkü yıldan yıla iktidarın sahibi olmayı sürdürse de, Erdoğan, kendisine oy veren kitlenin dışına çıkıp, iki cümle önce vasıflarını sıraladığım halk kitlesine ulaşmayı beceremedi. Bunda Erdoğan'ın kullandığı dilin önemli bir etkisi var. Oldukça tehlikeli bir dil kullanan Erdoğan, umarım bu sonuçlardan bir anlam çıkarır ve artık o kullandığı ayrıştırıcı dili bir kenara atıp, ülkenin geri kalanını da kucaklamaya yönelir.

Bu arada belirtmem lazım, seçmenlerin %14'ü sandığa gitmedi. Yine de %86 ile, Türkiye Tarihi'nin en yüksek katılımlı genel seçimini yaptık. Buradan herkese bir kez daha hatırlatmalıyım ki, sandıktan çıkmak, iktidar olana her zaman meşruiyet kazandırmaz. Yani demokrasi dediğimizde, bu mekanizmayla iş başına gelen iktidarlar, %100 yaptıklarında haklıdır diye bir kural yok. Hitler örneğine bakarsak, ne demek istediğim çok net anlaşılır.

Seçimin kazananları olarak, Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP ile Meral Akşener liderliğindeki İyi Parti'yi de tebrik etmek lazım. Bu iki parti her ne kadar beklenin altında veya üstünde oy almış olsa da, ikisi de kazandı. Ayrıca İyi Parti'nin maddi olanaksızlıklarla bir seçim kampanyası yürüttüğünü de hatırlatalım.

Gelelim ana muhalefetin adayına. Gerçi ona ana muhalefetin adayı demek yanlış. Çünkü aday olduğu gün partisinin rozetini çıkarıp, Türk Bayrağı'nı göğsüne takan ve bu şekilde "bütün Türkiye'nin devlet başkanı olacağım" sloganıyla hareket eden bir adaydan bahsediyoruz. Ekranlarda Muharrem İnce'yi izledik. Olağanüstü bir çaba gösterip, daha ilk seçiminde birden %30 oy almayı başarabilen bir "lider" var karşımızda. Geçmişte yazdığı şiirde geçen meme kelimesi üzerinden veya sahilde içtiği bira fotoğrafı üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışılsa da, İnce'nin aldığı oy oranı, insanların bu tür manipülasyonlara kapalı olduklarını göstermesi açısından son derece önemli. Bu açıdan bakıldığında, Muharrem İnce'nin CHP'nin kemik oyunu kırıp, Bülent Ecevit'ten beri CHP kadrolarının görmeye alışkın olmadığı bir oy oranına ulaştığını ve neredeyse toplumun her kesimine ulaşmaya aday olduğunu görüyoruz. Öyle ki, hayatında CHP'ye yanaşmamış; AKP'li, MHP'li, SP'li, HDP'li vs. seçmenin bir kısmından da oy almış durumda. Ayrıca İnce'nin, medeni bir insanın yapması gerekeni yapıp, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı arayıp tebrik etmesi, AKP seçmeninin dahi takdirini kazandı.

Bütün bunlardan sonra, bugün CHP lideri ekran karşısındaydı. Oldukça gergin ve öfkeli olduğu görülen Kılıçdaroğlu'na birkaç gündür istifa çağrıları yapılıyor. İnsanlar haksız değil. 9 seçimdir CHP'nin başında olup, CHP'yi iktidara taşıyamayan bir yönetim var. Böyle olunca CHP'ye gönül vermiş insanlar, Kılıçdaroğlu ve ekibine bir hayli kızgınlar. Yapılan istifa çağrıları hep bundan. Kılıçdaroğlu bugünkü açıklamasında, işte bu saydığım gelişmelerden ötürü olsa gerek, çok gergindi. Çıktı ve AKP'ye 7 puan kaybettirdiklerini, bunun başarı olduğunu falan söyledi. Muharrem İnce'yi tebrik etmemesi ve Recep Tayyip Erdoğan'a diktatör deyip onu tebrik etmekten uzak durması, hiçte yapıcı değildi, aksine çirkindi. Türkiye bu şekilde gerginlik yaşamayı hak etmiyor. Bu dilin, Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı dilden farkı yok: Ayrıştırıyor, ötekileştiriyor, insanları birbirine düşman ediyor.

Peki ne yapılması lazım?

Sayın Kılıçdaroğlu'na düşen, bu aşamadan sonra artık kenara çekilmektir. CHP, yepyeni ve dinamik kadrolarla yoluna devam etmelidir. Kılıçdaroğlu ve ekibi, küsmeden, darılmadan, kırıp dökmeden, medeni insana yakışır şekilde; olağanüstü bir kongre toplayıp, bu bayrağı başkalarına devretmek gibi tarihi bir görevin ve sorumluluğun eşiğindedirler. Bu görevi ve sorumluluğu yerine getirmekten kaçamazlar, kaçmamalılar. Artık CHP'nin şunu kural haline getirmesi gerekiyor: Partiyi en fazla 2 dönem yönetip iktidar yapamayan kenara çekilmeli. CHP kadroları, kendi öz değerlerine dönüp, o yukarıda bahsettiğim sandığa gitmeyen %14'lük kesimin CHP'ye dönmesini sağlamalı. Bu %14'lük kesimin içinde önemli bir kesim, CHP'ye kızgınlıklarından destek olmuyor hiçbir şekilde. Bu yüzden oy kullanmıyorlar hiçbir seçimde. CHP, asla AKP'lileşmemeli. Halkın değerlerine saygı duyulmalı, ki duyuluyor zaten. Ama halktan oy almak uğruna din ve Kürt meselesi gibi konuları seçim aracı haline getirmemeli. En ücra köşedeki vatandaşlara kadar inip; o insanlara dokunmalı, kucaklamalı, onlara destek olmalı.

CHP'nin iktidar olabilmesi için önce, parti içinde benimsenen demokratik mekanizmaların, seçim sonrası parti içinde işletilmesine izin verilmeli.


Bu yazı, Haziran 26, 2018 tarihinde Gürkan Özsoy tarafından, Güncel kategorisi altında yazıldı ve şu ana dek 84 kez okundu.

Etiketler: kılıçdaroğlu istifa etmeli seçim 2018 değerlendirmesi 2018 seçimleri chp chp nasıl kazanır