Gürkan Özsoy Blog


İnsanlar Niçin Savaşır?


|

İnsanlar niçin savaşır? Taş devrinde de savaşırlar mıydı, yoksa ilk insanlar saldırgan değiller miydi? Toplum ve davranış bilimleri uzmanları bu sorular üzerinde tatrtışmaktadırlar. Belki de askeri tarihçiler, insanların niçin birbirlerini öldürdükleri konusunu düşünmeye zaman ayırsaydılar daha iyi tarihçi olabilirlerdi. Toplum ve davranış bilimi uzmanları ise bunu araştırmaktan kaçınamazlar, çünkü birey olarak insan ve toplum, üzerinde çalıştıkları konuları oluştururlar ve çoğunlukla insanlar toplumun ortak çıkarları için işbirliği içindedirler. Eğer işbirliği ilkesinden sapmalar olmasaydı, toplum ve davranış bilimi uzmanlarına yapacak iş kalmayacaktı. Onlardan açıklama bekleyen konular ise, insan davranışlarının önceden tahmin edilemeyen yönleri ve özellikle şiddete yönelik davranışların bilinmezliğidir.

Birey ve grup davranışları konusundaki çalışmalar değişik yönlere doğru açılırlar ama tartışmaların er ya da geç döndüğü ortak bir noktalan vardır: insan yapısal olarak mı şiddete yöneliktir yoksa bu potansiyeli, maddesel faktörlerin etkisiyle mi kullanıma girer? Her insan tekme atıp, ısırabildiği için şiddet potansiyelinin varlığı konusunda tartışmak bile gerekli değildir. “Materyalist” görüşe inananlar, kendi savlarının “doğal yapı” savını çürüttüğünü ileri sürerler. Doğallık taraftarı olanlar ise materyalistlere karşı birleştikleri halde kendi içlerinde kesin bir biçimde ayrılırlar. Bunlardan insanın yapısından dolayı şiddete yatkın olduğunu iddia eden azınlık grubu, aradaki benzerliği kabul etmeseler de, Hıristiyan teologların Hz.Adem’in günahı ve fıtri günah doktrinlerine yaklaşırlar. Geri kalanlar ise bu tanımlamayı reddetmektedir. Şiddet hareketlerini, kusurlu bireylerin hatalı davranışları ya da birtakım dürtülere ve tahriklere tepki olarak kabul ederler ve eğer şiddeti ortaya çıkaran dürtüler tanımlanıp ortadan kaldırılabilirse, insanların birbirine karşı davranışlarından şiddet öğesinin tümüyle silineceğini öne sürerler. Doğallık taraflısı olan iki görüşün arasındaki tartışmalar geniş yankılar uyandırmıştı. 1986 Mayıs’ında Seville Üniversitesi'nde yapılan toplantıya katılanların büyük bir çoğunluğu, UNESCO’nun Irk Raporu’ndan örneklenen bir bildiri hazırlayıp, şiddetin insanın doğal yapısında bulunduğu inancını kınamışlardı. Seville Bildirisi'ndeki beş madde “Bilimsel açıdan yanlış olan” diye başlamaktadır. Maddelerin tümü, şiddetin insanın yapısından kaynaklandığı tanımına delil sayılan; “savaşmaya yatkınlık kalıtsal olarak hayvan atalarımızdan bize geçmiştir”, “savaş ve diğer şiddete yönelik davranışlar insan yapısına genetik olarak programlanmıştır”, “insanoğlunun evrimi sırasında, şiddete yönelik davranışlar, diğer davranışlara oranla daha fazla seçilmiştir”, “insanların beyni şiddete yatkındır” ve “savaşlar içgüdüler ya da benzer dürtülerden çıkar” gibi kavramların tümünü reddetmektedir.

Seville Bildirisi epey destek görmüştür; örneğin Amerikan Antropoliji Derneğince kabul edilmiştir. Ne var ki bildiri, savaş tarihinin çok eskilere dayandığını ve Yeni Gine dağlarında günümüze dek “Taş Devri” yaşamını sürdürmüş insanların savaşa yatkınlığının kuşku götürmediğini bilen, kendi içindeki şiddet eğilimini fark eden ama taraf tutabilecek derecede genetik ya da nöroloji bilgisi olmayan sıradan kişilere yardımcı olamaz. Yine doğallık yanlısı iki grup arasındaki tartışmalar materyalistlerle olan tartışmalar kadar önemli ve temel niteliktedir.

Silahsızlanmanın etkili olduğu, dünyayı ilgilendiren olaylarda hümanitarizm doktrininin uygulandığı, insanlık tarihinin en umut verici döneminde, sıradan insanlar Seville Bildirisi’ni yayınlayanların doğru yönde olduklarından emin olmak istiyorlar. İnsanoğlunun son iki yüzyılda yaşamın maddesel koşullarını daha iyiye götürmek konusunda gösterdiği başarı, materyalist görüşün organize şiddet açıklamasına destek vermektedir. Salgın hastalıkları, açlığı, cahilliği, beden gücü harcamasının getirdiği zorlukları yenen çabaların savaşları da ortadan kaldırabileceği umudunu yaymaktadır. Savaşlar ortadan kalktığı takdirde Taş Devri’nden günümüze dek süren savaş tarihi, yalnızca antika meraklılarının ilgisini çeken bir konu haline gelecektir ve Newton öncesi fen bilimlerine gösterilen ilgi ya da dünyanın keşfi gibi günlük yaşama etkisi olmayan bir şekil alacaktır. Bunlara karşın eğer Seville Bildirisi’ni hazırlayanlar yanılıyorlarsa, eğer şiddet konusunda natüralistlerin açıklamalarını kınamaları yalnızca iyimserlik ifadesiyse, materyalist görüş de yanlış demektir. Yüzyılın sonunda savaşların sona ereceği konusundaki beklentilerimiz de yanlıştır. Bu nedenle natüralist görüşü paylaşan hem iyimser hem de kötümserlerin açıklamalarına kulak vermek gereklidir.