İlk Kapitülasyon Antlaşması

Osmanlı Devleti'ndeki kapitülasyonların başlangıcına gitmek gerekirse; verilmiş olan ilk ticari imtiyaz, I. Murat zamanında, 1365 yılında, Ragusa Cumhuriyeti gemilerinin

İlk Kapitülasyon Antlaşması
İlk ticari imtiyaz, I. Murat zamanında verilmiştir.

Osmanlı Devleti'ndeki kapitülasyonların başlangıcına gitmek gerekirse; verilmiş olan ilk ticari imtiyaz, I. Murat zamanında, 1365 yılında, Ragusa Cumhuriyeti gemilerinin doğuda serbestçe dolaşmalarına izin veren ahidnamedir. Ardından 1387 yılında Cenevizlilerle yapılan ticaret antlaşmasında da Cenevizlilere bir takım imtiyazlar verilmişti.

Bu tarihten sonra birer ticaret kolonisi olan bu devletlerle kapitülasyon antlaşmaları devamlı olarak yenilenmişti. Bu devletler zaten Bizans'ın zaafından da yararlanarak az bir gümrük resmi (vergisi) ile veya hiçbir şey vermeyerek Bizans içerisine rahatlıkla girmekteydiler. Şimdi aynı şey Osmanlı için söz konusuydu. 1536 yılındaki ve ilk kapitülasyonlar olarak kabul edilen Fransızlarla olan kapitülasyonlara kadar, Osmanlı'nın yaptığı bu muahedeler, genelde kendisinden daha güçsüz devletlerle geçekleşmişti. Bu imtiyaz muahedelerinin amacı, o dönemde Osmanlı ekonomisine canlılık getirilmesini, iç ve dış ticaretin geliştirilmesini sağlamaktı. Nitekim Osmanlı Devleti, ticaret yollarının da katkısıyla Kanuni zamanında güçlü bir devlet durumuna gelmiş bulunuyordu.

KAPİTÜLASYON İLE FRANSA’YA TANINAN AYRICALIKLAR

Osmanlı İmparatorluğu'nun 1536 yılında Fransa ile yaptığı kapitülasyon anlaşması, ilk önemli anlaşmadır. Çünkü bu anlaşma Osmanlı İmparatorluğu’nun batı devletleri ile ilişki kurduğu tarihten beri ilk defa olarak iki hükümdarın onayını taşıyan ve Fransa ile ilişkileri düzenleyen bir
belgedir. Bu anlaşma ile Fransa’ya tanınan ayrıcalıklar şunlardır:

Her iki devletin deniz sularında karşılıklı olarak gemicilik serbest bırakılmıştı. Buna göre;

• Fransızların Osmanlı ülkesinde her türlü eşyayı alıp satmasına izin verilmiş, ayrıca Fransız tüccarları on yıl süre ile vergiden muaf tutulmuştu.

• Osmanlı ülkesine giren Fransız mallarından yanlızca malın değeri üzerinden %3 gümrük vergisi alınacaktı.

• Fransa tebasından bir tüccarın ceza maddelerinden dolayı bir Osmanlı tarafından mahkemeye davet edilemeyeceği ve iki Fransız arasındaki davaların ancak Fransız konsolosluklarında Fransa kanunlarına göre görüleceği belirtilmişti.

Bir Fransız ve Osmanlı arasındaki davalara ise ancak Fransa konsolosluklarınca görevlendirilen bir tercümanın da katılmasıyla Osmanlı mahkemelerinde bakılabileceği kararlaştırılmıştı.

Bütün bu maddeler arasında asıl önemli olan maddelerden birisi bu sonuncusuydu. Çünkü bundan sonra, bütün devletler kendi vatandaşlarına Osmanlı Devleti'nin kendi kanunlarını uygulayamayacağını belirtmişlerdi. Onlara göre İslam kaynaklı Osmanlı kanunları ancak müslümanlara uygulanabilirdi. Oysa kendi vatandaşları müslüman değildi. Bu nedenle bu tarihlerden sonra Osmanlı vatandaşı olmayan yabancılara, Osmanlı toprakları üzerinde farklı kanun uygulanmaya başlandı. Yabancı devletler bunu sürekli Osmanlı aleyhine genişletmeyi başardılar. Ve çok hukukluluk sistemi ortaya çıktı. Osmanlı'yı parçalayan konulardan biridir bu. Bu konu, ancak 1926 Medeni Kanun ile çözülmüştür.

Fransa ile 1569 yılında yapılan ikinci bir anlaşmayla verilen kapitülasyonların kapsamı genişletilmiştir. Buna göre vergi muafiyeti sürekli hale getirilmiş ve en önemlisi kapitülasyon ayrıcalıklarından yararlanamayan diğer tüm yabancı devletlerin ticaret gemilerinin, ancak Fransız bayrağı ile dolaşabilecekleri gibi geniş bir hak ilk defa olarak bu anlaşmayla tanınmıştır. Bu madde, Fransız tüccarlarının kazancının artmasıyla birlikte, onların Osmanlı'da üstün bir duruma gelmesini sağlamıştır.

Kapitülasyonların Osmanlı Devleti içerisinde uzun süre varlığını devam ettirmesinin en önemli nedeni Avrupa Devletlerinin 1856 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmak, siyasal güçsüzlüğünden yararlanarak onu sömürmek istemeleri, bunun için de devamlı olarak geçmişten kalan imtiyazları genişletmek istemeleridir. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun bağlı olduğu düzen yaşadığı sürece, kapitülasyonların doğmasına ve sürmesine neden olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun kökü, dinden gelen şeriat hukukuna dayanıyordu ve yanlızca Müslümanlara uygulanabiliyordu.

EN ZİYADE MÜSAADEYE MAZHAR MİLLET

Kapitülasyon anlaşmalarında geçen "en ziyade müsaadeye mazhar millet" ifadesi şudur:

Aralarında anlaşma yapan iki devletten biri bir üçüncü devletle daha geniş ayrıcalıklar taşıyan yeni bir anlaşma yaparsa diğer devlette bu yeni anlaşmanın sağladığı haklardan istifade edecektir.

Bunu bir örnekle açıklayacak olursak:

Diyelim ki Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasında bir anlaşma yapıldı ve bu anlaşmaya "en ziyade müsaadeye mazhar millet" diye bir ibare de ilave edildi. Osmanlı İmparatorluğu daha sonra İngiltere ile daha geniş ayrıcalıklar taşıyan bir anlaşma yaparsa bu anlaşmada yer alan farklı ayrıcalıklardan Fransa’da istifade edecektir. Osmanlı İmparatorluğu ile kapitülasyon anlaşması yapan tüm devletler bu ibareyi anlaşma metni içerisine koyarak tüm ayrıcalıklardan yaralanmışlardır. Osmanlı zincirlerle sarmalanmaya başlanmıştı artık.

1739 yılında Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında anlaşmazlıkta Osmanlı'ya diplomatik destek veren ve Belgrad Antlaşması'nın yapılmasında önemli rol oynayan Fransa, 1740 tarihli Ticaret Antlaşması ile hak ettiğinin ötesinde ödüllendirilmişti. Fransa, 1740 kapitülasyonlarını alarak, yıllardır istediği, imtiyazlarını genişletme fikrini gerçekleştirmiş oluyordu. Bu antlaşma kapitülasyonlar kavramına yeni bir nitelik getirmişti. Artık kapitülasyonlar daimi olmayan durumdan çıkmış, karşılıklı bağlayıcılığı olan ticaret antlaşması haline gelmişti. Çünkü kapitülasyonların her padişah değiştikçe yenilenmesi kaldırılmış kalıcı bir hale getirilmişti. Yani o güne kadar Fransa'ya tanınan imtiyazlar kurumsallaştırılmış idi.

Bu arada diğer devletler de Fransa'nın yolunda gitmekteydi. İngiltere ilk defa 1580 yılında Osmanlı Devleti ile bir ticaret antlaşması imzaladığı gibi, Rusya da özellikle 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Karadeniz’de ticaret yapma hakkını elde etmişti. Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında Fransa'nın Osmanlı aleyhinde tutum takınması, onun Osmanlı'daki yerini daha da sarsmış ve 1838 yılında İngiltere ile yapılan Ticaret Antlaşması ile bu tarihten sonra üstünlük İngiltere'ye geçmişti. Bu döneme gelene kadar Osmanlı Devleti Avusturya, İsveç, Felemenk, Lehistan, Danimarka gibi devletlerle tek taraflı bağışlarda bulunmuş ve böylece fetih politikasına paralel olarak bu devletlere ticari imtiyazlar verilerek, onların kazanılması amaçlanmıştır.


Sonraki bölüm: Beratlı Tüccarlar Devri