Hakkımda . Gizlilik . İletişim . RSS


Çürüksulu Mahmut Paşa'nın Öğütleri

29 Ekim 2019 Okuma Süresi: 6 dakika

Çürüksulu Mahmut Paşa'nın Öğütleri

Büyük Millet Meclisi'nde Hükümet adına yaptığım konuşma, İstanbul Hükûmeti'ni telaşa düşürmüştü. Nitekim o günlerde Vakit gazetesi adına Ahmet Emin Yalman, Sadra­zam Tevfik Paşa ile bir görüşme yapmış ve İstanbul Hükûmeti'nin Londra Konferansı hakkındaki görü­şünü destekleyerek açıklamıştı. Bu haber gelir gelmez, böyle bir tedbir almaya salahiyetim olmadığı hâlde, İstanbul gazeteleri­nin Anadolu'ya sokulmasını yasakladım ve bir şifre ile durumu cephede bulunan Atatürk'e bildirdim. İstanbul Hükûmeti'ni tedirgin eden konuş­manın Ankara'daki yankıları da büyüktü. Güvenoyu sırasında beni destekleyen milletvekilleri arasın­da bile, böyle bir görüşme açılmasını uygun bulma­yan, hiç değilse vakitsiz sayanlar vardı. Hele beni düşürmeye çalışan -hatırımda kaldığına göre- 60 kadar milletvekili, her tarafta benim için ateş püskürüyordu.

İşte o günlerin birinde, Dışişlerindeki odam­da geç vakit çalışıyordum. Yatsı ezanlarının okunduğu sıralarda idi. Kapı vuruldu ve içeriye tanıma­dığım biri girdi.

Çürüksulu Mahmut Paşa

Uzun boylu, iyi giyinmiş, iyi intiba veren bir insandı. Masamın yanındaki iskemleye oturdu. Kendisini, "Çürüksulu Mahmut Paşa" olarak tanıttı.

Kendisini gıyaben biliyordum. Gazetelerde de resimlerini görmüştüm. Fakat karşı karşıya hiç gelmemiştik. Önce, beni işimden alıkoyacağı için özür diledi. Sonra konuya geçerek anlatmaya başladı. Gelişinin sebebi, benim Meclis'te yaptığım konuşma idi. Bana "Padişahlık" ile, "Halife ve Sulta­nı" birbirine karıştırmamak gerektiğini, anlatıyor­du.

Özet olarak diyordu ki: "Bugünkü halifenin ve padişahın Ankara Hükûmeti'ne karşı tutumu yanlış olabilir. Dünya meselelerini ve memleket me­selelerini yanlış değerlendirmiş olabilir. İnsandır, hata yapar. Yerine daha ehliyetlisini getiririz, işler yine yürür. Şahısların hatalarını belirlerken, mües­seselere dokunmamak gerektir. Saltanat vazgeçemeyeceğimiz müesseselerdir. Ancak bunlarla beka­mızı sağlayabiliriz. Devlet çarkının dönmesi için, Saltanat ve Hilafet gibi, herkesin ulaşamayacağı bir mevkiin bulunması zorunludur. Bu sebeple de bü­yük bir dikkatle bu konulara dokunmaktan ve hele, bunları hırpalamaktan sakınmak lazımdır."

Kendisini sonuna kadar sabırla dinledim. Bu dikkatli dinleyişimi, fikirlerine katıldığım anlamına aldığından, daha da rahat konuşuyordu. Bitirdiği zaman kendisine sordum:

- Başka bir diyeceğiniz var mı?

- Hayır, dedi.

- Öyle ise size verilecek cevabım yoktur!

Başımı önüme eğdim ve kartondaki evrakı okumaya başladım. Kalktı gitti... Anlaşılıyordu ki, Meclis'teki konuşmadan kocunanlar, kendisini bana göndermişlerdi! Ertesi günü, cephedeki Atatürk'ten bir şifre aldım. Şifre, iki maddeden ibaretti. Birinci maddesinde, Anadolu Ajansı bültenlerinde yapılan yayın­ları görüp görmediğimi soruyor, ikinci maddesinde, Çürüksulu'ya ne çeşit bir muamele uygulamak iste­diğim öğrenmek isteniyordu. Anadolu Ajansı bültenlerini görmemiştim.

O günlerde o kadar çok iş ve bakanlıkta o kadar az adam vardı ki, geceyarılarına kadar, bazen sabaha kadar çalışmak zorunda kalıyordum. Bu sebep­le ajans bültenlerine bakmaya vaktim olmamıştı.

Bültenleri getirttim. Gerçekten Anadolu Ajansı, Hükümet kararıyla Büyük Milet Meclisi'nde yaptığım konuşmama aykırı haberler ve yorumlar yayımlıyordu! Atatürk'e hemen cevap verdim. Bu şifre cevabımda, Anadolu Ajansı ile temas edeceğimi, Çürüksulu için, şimdilik Ankara'dan uzaklaştır­masının yeterli olacağını bildirdim.

O zamanlar Anadolu Ajansı'ın Ağaoğlu Ah­met idare ediyordu. Kendisini Bakanlığa çağırdım. Kıymet verdiğim bir insandı. Bilgi ve düşüncelerine saygı duyuyordum. Dedim ki:

- Benden büyük, benden tecrübelisiniz!.. Bil­ginize, fikirlerinize saygım vardır. Fakat idare ettiği­niz Anadolu Ajansı'nda, Hükümet kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığım konuşmaların dı­şında ve hatta konuşmaya aykırı yayın yapıyorsunuz. Bunları, Hükümet kararı doğrultusunda dü­zeltmezseniz, maalesef işinize son vermek zorunda kalacağım...

Hiçbir açıklamada bulunmadı, fakat ertesi günden itibaren haber ve yorumların havası değişti ve Hükümet kararı doğrultusunda yapılmaya başlan­dı.

"İcra Vekilleri Reisi" Fevzi Paşa da cephedeki Atatürk'ten bir şifre almıştı. Atatürk bu şifresinde Çürüksulu'nun Hilafet ve Saltanat lehinde propaganda­lar yaptığını bildiriyor ve hemen uzaklaştırılmasını is­tiyordu. Çürüksulu Mahmut Paşa'nın Ankara'da pek çok dostları, arkadaşları vardı. Sevilen bir şahsiyetti. Kendisine ne suretle telkin edildiğini bilmiyorum, fa­kat bir kaç gün sonra Ankara'dan ayrıldı ve bir daha ortalıkta görünmedi.

Atatürk, belki Türkiye'de Cumhuriyeti ilk düşünen insan değildi. Fakat en büyük Cumhuri­yetçi idi. Bunları söylemekten maksadım, bazılarının sandığı gibi, Cumhuriyet, bir gece evvel düşünülüp ertesi günü bir kaç maddelik Anayasa tadili ile gerçekleştirilen bir siyasi devrim değildir. Daha Erzu­rum Kongresi'nde "Hâkimiyet kayıtsız şartsız mille­tindir" formülünü koyduğu an, rejimin kendi kafa­sındaki adı CUMHURİYET idi.

Bunu gerçekleştirmek için, hiçbir fırsatı kaçırmadı ve bunlardan faydalanmasını bildi. Serbest Fırka denemesi de Cumhuriyeti, Demokratik kişili­ğine kavuşturmak çabasından başka bir şey değil­dir! Nur içinde yatsın...

"Celal Bayar Anlatıyor: Bilinmeyen Atatürk", İsmet Bozdağ