Hakkımda . Gizlilik . İletişim . RSS


1908 Devrimi Üzerine Birkaç Söz

6 Kasım 2019 Okuma Süresi: 6 dakika

1908 Devrimi Üzerine Birkaç Söz

1876'daki anayasal hareket yalnızca mutlakiyetçi monarşiye çeki-düzen veren bit hareketten başka bir şey değildi; çünkü, amaç buydu ve daha fazlası istenmiyordu. 1876 yılında Padişah tarafından kabul edilen Kanun-u Esasi, Avrupa'nın en tutucu anayasaları örnek alınarak hazırlanmıştı ve hazırlanışındaki kurumların görüşleri doğrultusunda, siyasal gücü monarşi ile bürokrasi arasında paylaştırmaktan ibaretti. 1

Meclis-i Mebusan'nın rolü oldukça kısıtlıydı ve halkın istemlerini bir nebze temsil etse bile, anayasal düzenleme içindeki yeri monarşi ve bürokrasiden sonra gelmekteydi. Meclis'in feshi de Padişah'a tanınmış bir hak olduğundan, çalışmaları üzerinde her zaman bir üst makamın ağırlığı ve baskısı bulunmaktaydı. Heyet-i Vükela -yani, Bakanlar Kurulu- Meclis-i Mebusan'a değil, doğrudan doğruya Padişah'a karşı sorumluydu. Zaten kabine üyeleri atanırken, seçim Meclis-i Mebusan'a değil, Padişah'a bırakılmıştı. İki meclisli bu anayasal düzende, tüm üyeleri Padişah tarafından atanan bir Meclis-i Âyan'da -yani, senatoda- bulunmaktaydı ki, bu meclisin yetkileri seçimle işbaşına gelen Meclis-i Mebusan'dan daha fazlaydı. Kanun-u Esasi'yi yorumlamak da dahil olmak üzere yönetim üzerinde baskı oluşturabilecek bir çok yetki ile donatılmıştı. 2

Amaçları ve yapısı itibarıyla liberal demokratik olmak bir yana, liberal bile olmaktan çok uzak olan bu anayasal rejim yine de Sultan Abdülhamid ve bürokrasisinin hoşuna gitmemiş olacak ki, Türkiye'nin olağanüstü bir durum içinde -yani, Ruslarla yapılmakta olan savaşla meşgul- olması, kısıtlı yetkilerini aşma çabasında olan Meclis-i Mebusan'ı 'tatil' etmek için yeterli neden olarak görülmüş ve Kanun-u Esasi 14 Şubat 1878'de, tozunun silkelenerek tekrar yürürlüğe konulmak üzere 24 Temmuz 1908'e kadar güvenlik içinde korunacağı bir rafa kaldırılmıştı. İşte, Türk siyasal hayatında 1908'den önce yaşanmış olan tek deney buydu ve liberal bir devrim olmaktan çok uzaktı.

Mutlak padişah ile emrindeki bürokrasi arasındaki çekişme sonucu ortaya çıkmıştı ve 1878'den 1908'e kadar-her ne kadar Kanun-u Esasi rafa kaldırılmış olsa da- aynı kavga devam etmişti. Otuz yıllık süre içinde değişen şey bürokrasinin göreli ağırlığının azalarak bunu Sultan Âbdülhamid'in emrindeki Yıldız Sarayı yönetimine -Mabeyn'e- kaptırmış olmasıydı.

Birinci Meşrutiyet olarak adlandırılagelen ve kısıtlı yetkilerle de olsa halkın seçimiyle oluşan Meclis-i Mebusan, Saray ile bürokrasi arasındaki güç çekişmesinde her şeyini kaybeden taraf olmuştu. Fakat kamuoyunda, bürokrasi ve Saray karşısında üçüncü bir gücün de olabileceğini, kısa bir süre için de olsa, kanıtlamıştı. 1908 yılına yaklaşıldığında da kamuoyunun hatırladığı ve istediği buydu: Halkın özgür iradesiyle oy vereceği bir seçim sonucu oluşacak bir meclisin, milletin mukadderatına hakim olması.

1908 yılına yaklaşıldığında artık halkın istediği, yetkileri kısıtlı ve denetim altında tutulan bir meclis ve Padişah'a bağımlı bir hükümet değil, tam tersine, her türlü yetkiyle donatılmış ve Padişah'la bürokrasinin üstünde olan bir meclis tarafından yönetilmekti. Bu nedenle, 1908 Temmuz'unda başlayan yeni döneme, sanki otuz yıllık 'tatil'den sonra kalındığı yerden tekrar başlanıyormuş gibi, 'İkinci Meşrutiyet' adı konularak Devrim'in küçültülmesi son derece yanlıştır. Artık Türkiye otuz yıl öncesinin Türkiyesi değildi. 1876'da 'tepeden' yapılan bir reform hareketi, 1908 yılına yaklaşıldığında geniş halk kitlelerinin özlemlerine yanıt yermekten uzaktı. Özellikle, 1905'te kuzey komşu Rusya'da ve 1906'da doğu komşu İran'da meydana gelen sınırlı devrimler ve bu devrimler sonucu oluşan meclislerin Türkiye'deki kamuoyunu oldukça etkilediğini, Devrim'i gerçekleştirmek için çalışanların halka dağıttıkları yeraltı bildirilerinden anlamaktayız. Dolayısıyla, 1908'de istenen, artık bürokrasinin rolünün garanti altına alındığı bir 1876 Kanun-u Esasisi değil, halkın gerçek anlamda siyasal sürece katılacağı ve hükümetlerin yalnızca doğrudan seçimle işbaşına gelen Meclis-i Mebusan'a karşı sorumlu olacağı ve bürokrasi ile Saray'ın yetkilerinin sınırlarının çizileceği yeni bir '1876 Kanuncu Esasisi' idi.

1908 Devrimi'ne İkinci Meşrutiyet' adını koymak ve tarih kitaplarında, sanki monarşist düzen, tamamiyle yıkılacağı ve ortadan kaldırılacağı 1 Kasım 1922 tarihine kadar kesintisiz devam etmişmiş gibi bir tarih dışı anlatım sürdürmek -her ne kadar siyasal amaçlara hizmet amacıyla bir propaganda malzemesi olarak zamanında kullanılmışsa da- bugün bilimsel değil, ideolojik bir konumu belirlemektedir. Anayasa hukuku açısından, monarşist rejim -yani, ancien regime- 1908 yılı Temmuzunda 'tarih' oldu. Yerine kurulan rejim bir meşrutî monarşi idi ve liberal demokratik bir yönetim geleneğini yerleştirme çabasındaydı. 3 Monarşistlerin 1909 ve 1912 yıllarındaki karşı-devrim ve askerî darbe çabaları hep bu eski rejimi geri getirme isteğinden kaynaklanmaktaydı ve amaçlarına ancak Türkiye'nin savaşı kaybedip, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin iktidardan düştüğü 1918 yılı sonunda erişebileceklerdi.


Notlar:

1- Coşkun Üçok, "1876 Anayasasının Kaynakları," ss.1-25; ve Tarık Zafer Tunaya, "1876 Kanun-u Esasisi ve Türkiye'de Anayasa Geleneği," ss. 27-29. Aynen bkz., Tarık Zafer Tunaya, "Midhat Paşa'nın Anayasa Tasarısı: Kanun-ı Cedid," ss.30-31. 1876'daki siyasal durum ve anayasal hareketle ilgili en önemli kaynaklardan biri şudur: Robert Devereu*, The First Ottoman Constitutional Period: A Study of the Midhat Constitution and Parlament

2- Coşkun Üçok, "1876 Anayasasının Kaynaklan," ss.1-25; Bülent Tanör, "Anayasal Gelişmelere Toplu Bir Bakış," ss.17-21; "Birinci Meşrutiyet." Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, 1789-1980 içinde, ss.101-138: ve Tarık Zafer Tunaya, "1876 Kanun-u Esasisi ve Türkiye'de Anayasa Geleneği," ss.29-34.

3- Bu konuda oldukça derli-toplu bir anlatım için bkz., Bülent Tanör, "İkinci Meşrutiyet" Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, 1789-1980 içinde, ss.139-183. Ayrıca bkz., Recai G. Okandan, Amme Hukukumuzun Anahatları, Türkiye'nin Siyasi Gelişmesi, Cilt 1: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Yıkılışına Kadar.